MELEK ÇAĞLAR

Washington, D.C

Amerika’da paranın kalbi New York’ta atar, ama aklı hep Washington’dadır. Onun için yatırım kuruluşlarının, sigortacıların, bankaların başkentte her zaman güçlü bir ‘Hükümet İşleri Birimi’ kadrosu bulunur. Para makineleri New York’ta işlerken bu kadrolar da kurulu düzeneğin devamı için tıkır tıkır çalışır.

Ama bu hafta New York’un aklı da kalbi de Washington’daydı.

Bir yanda finansal reform yasa tasarısı, bir yanda Goldman Sachs oturumları. 

Tasarı konusundaki inatlaşma evlere şenlik gibi görünse de seyirlik malzeme konusunda Goldman Sachs oturumu tüm reality show’lara taş çıkartır durumdaydı.

Medyanın iştahını kabartan, blogcuları heyecanlandıran Demokrat Senatör Carl Levin’in başkanlığındaki alt komisyonun Goldman Sachs’ın kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmaya çalışırken nasıl bir performans sergileyeceğiydi. Goldman Sachs’ın Washington’da neler söyleyeceği de muhtemelen haberlere başlık atmada sıkıntı çeken editörlerin işini kolaylaştıracaktı.

Malum, Senato alt komisyonu, finansal krizin sorumlularını bulmaya çalışıyor… İşte bunu yaparken de yasaları ihlal etmekle suçlanan Goldman Sachs’ın ifadesini almaya karar verdi.

Ne de olsa suçlu arayan parmaklar için şu sıralar halkın nefret ettiği Wall Street yöneticilerinden daha iyi bir hedef bulmak ‘Şam’da kayısı’ olurdu.

Peki ne olmuş da Sachs Kongre’nin huzuruna çağrılmıştı?

Saksısı zehir gibi çalışan Sachs yöneticileri adı ne kadar masum ilkokul günlerimizi hatırlatsa da oldukça sofistike bir fon olan ABACUS 2007 yoluyla sahtekarlık yapmakla suçlanıyor.  

Ne yapmış Sachs? 2007’de John Paulson isimli bir hedge fon yöneticisine sentetik CDO (collateralized debt obligation) karması yapmasını önermiş. Sentetik CDO’dan kasıt bir çeşit yatırım sigortası sayılan kredi temerrüt değişim fonlarından oluşması. Yani burada iki taraf var. Biri oluşturulan fonun iyi para getireceğini, diğeri de zarar edeceğini savunuyor ve buna göre pozisyonlar alınıyor.

Türkiye’deki Sermaye Piyasası Kurulu’nun Amerikan muadili olan Securities Exchange Comission ise diyor ki, Goldman Sachs, Paulson’un yardımıyla bu fonu, batması kuvvetle muhtemel ev kredilerinden oluşturdu.  Bu da yetmiyormuş gibi fonu oluşturan Paulson, Goldmans Sachs’ın fonun kar getireceğini düşünen iki müşterisine karşı pozisyon aldı. Sermaye Piyasası Kurulu’nu asıl rahatsız eden Sachs’ın Paulson faktörünü – yani fonu oluşturanın da, zarar edecek diye pozisyon alanın da aynı kişi olduğunu iki müşterisine bildirmemesi.

Kongre oturumunda konuşan Sachs yöneticileri ise bunun yasadışı olmadığını, adı geçen iki müşterinin yani ACA Financial Guranty ile Alman IKB bankasının sofistike kurumsal yatırımcılar olduğunu söylüyor. Yani özetle ‘Bu iki kuruluş dersini çalışmadıysa ve fonun risk derecesini doğru ölçemediyse bu bizim sorunumuz değil onların tembelliği,’ diye savunuyorlar kendilerini.

Goldman yöneticileri ‘Bizim işimiz bu, müşteriler portföy yaratmamızı istiyor, biz de onların risk alarak para kazanma ihtiyacını karşılıyoruz,’ diyorlar. Ve de ekliyorlar : ‘Yangından mal kaçırır gibi bir dolarlık fonu üç-beş sente alan müşteri bunun ne riskli olduğunu herkesten daha iyi bilir.’

Ama yöneticilerin bu açıklamaları senatörleri ikna etmekten uzaktı. Zaten alt komisyonun başkanı Senatör Carl Levin’in ağzını bile bozdu Goldman Sachs’ın bu fena halleri. Levin, şirket içi elektronik postalara atfen “Müşterilere ‘.oktan’ fonlar satıyoruz,’ diye yazışmalar olmadı mı aranızda” diye yöneticilere diklendi. Üstelik benim gibi harf tasarrufuna gitmeyip kelimeyi açık açık söyleyince de televizyonlarda birkaç kere ‘bip’lendi.

Şirketin CFO’su David Viniar’ın verdiği cevapsa dinleyenleri kahkahaya boğdu. Ama daha çok sinir krizi kahkahası havasında… Çünkü Viniar  ‘.oktan fonları sattığı’ iddiasından çok  bu ifadenin email’de yer almasından üzüntü duyduğunu söyledi.  

Yöneticiler her ne kadar yasadışı bir işe girişmediklerinde ısrar etseler de ‘Emlak piyasası çöktüğünde Goldman Sachs’tan sevinç ve zafer çığlıkları geliyordu’ şeklindeki haberler evini ve işini kaybeden birçok Amerikalı’nın gözünde bu şirketi çoktan mahkum konumuna düşürmüş durumda.

Ama finans piyasaları hala çok umursamış görünmüyor halkın ne düşündüğünü çünkü oturumun yapıldığı gün sona ererken Goldman Sachs’ın piyasa değeri yükseliyordu. Yani külahlar yine değişiyor, gün boyunca senatörlerden zılgıt yiyen şirket yöneticileri piyasalardan kocaman bir aferin alıyordu…

MELEK ÇAĞLAR

Washington, D.C.

Amerikan Senatosu, bu hafta finans sektörünü yakından ilgilendiren reform tasarısını oya sunuyor. Cumhuriyetçilerin sıkı muhalefetiyle karşı karşıya olan tasarı onaylanırsa Başkan Obama’nın kriz sonrasında öngördüğü bankacılık reformuna bir adım daha yaklaşılmış olacak.

Temsilciler Meclisi Aralık ayında benzeri bir reform tasarısını onaylamıştı. Bundan sonraki adım, Senato’dan çıkacak tasarıyla meclis tasarısı arasındaki farkları gidermek ve genel kurulda oya sunmak. Sonrasında Obama geçen yıldan bu yana ısrarla gündemde tuttuğu reformlara imza atmada gecikmeyecektir.

Finans reform tasarısı aslında bir dizi ‘meydan muharebesine’ sahne oldu denilebilir.  Reform nedeniyle güç ve para kaybedecek olanlar değişiklik rüzgarını kendi arkalarına almak için var güçleriyle mücadele ettiler.

Örneğin Merkez Bankası bağımsız bir mali tüketiciyi koruma dairesi kurulmasına şiddetle itiraz etti. Ama Senatörler, ısrarla bankanın daha önceki dönemlerde ‘ateşle imtihanını’ geçemediğini ve tüketicileri ‘predatory – aldatıcı’ finans kurumlarına karşı koruyamadıklarını yöneticilerinin yüzlerine söylemekten kaçınmadılar.  

Gerçi sonuçta Senato Bankacılık Komisyonu’nun Demokrat Başkanı Christopher Dodd  mali tüketiciyi koruma dairesinin Merkez Bankası çatısı altında kurulması önerisini taslağına aldı.

Peki bankacıları çıkarlarını zedeleyeceği gerekçesiyle endişelendiren ve Cumhuriyetçi Kongre üyelerini de devletin giderek daha da müdahaleci olma çabasının son adımı olarak değerlendirdiği tasarıda neler var.

Bir kere artık bankaların borç miktarını azaltıp, sermayelerini artırmaları gerekiyor.

Sonra öyle Amerikan rüyasını yani herkesi ev sahibi yapma bahanesiyle zor zor geçinen fakir-fukaraya bol keseden ev kredisi dağıtmak da yok.  Öyle ya son mali krizine giden yolu bu sorumsuz kredi verme anlayışı körüklemişti. Bankalar ve kredi aracı kurumları her önüne gelenin, belgelenmesi istenmediği için, kazandığının üç-beş katı gelir gösterip,  ödeme güçlerinin fersah fersah ötesinde ev almalarına göz yummuşlardı. Nasıl olsa bankalar ve aracı kurumlar bu kredileri daha sonra ‘securized debt’ adı altında başka bir finans kurumuna yatırım aracı olarak satıp riski üzerlerinden atacaklardı. Bu yüzden gönülleri rahattı. İşte artık bundan sonra gelirini ispat edemeyen öyle istediği kadar ev kredisi alamayacak. Gerçi Adam Smith’in meşhur gizli eli mali krizle piyasalara şöyle esaslı bir Osmanlı tokadı attığından beri bankalar zaten kendilerine çeki düzen vermiş kredi isteyen riskli müşterileri geri çevirmeye çoktandır başlamıştı.

Bir de tasarının asıl meydan savaşına yol açan bir diğer maddesi türev piyasaları oldu. Bankacılık Komisyonu artık ucu bucağı pek de kestirilemeyen türev piyasasını esaslı bir denetim altına almak isteyince Tarım Komisyonu’ndaki senatörler ellerinden oyuncakları alınmış çocuklar misali huysuzlandılar. ‘Türev borsasının başlangıç noktası ve temeli tarım ürünleridir, o yüzden türev borsaları bizden sorulur’ havasıyla denetimi bankacılık komisyonuna bırakmamak için manevralar denedilerse de Dodd kendi taslağına türev piyasalarını denetim altına alacak maddeyi koydu.  Buna göre Citigroup, Bank of America gibi dev bankalar türev borsalarında doğrudan faaliyet gösteremeyecek, bunu yalnızca yan kuruluşlar aracılığıyla yapabilecekler. Cumhuriyetçiler buna da karşı çıkıyor, bu madde yüzünden son derece karlı bir alan olan türev borsalarında uluslararası alana kaçışın başlayacağını iddia ediyor.

Sonuçta Merkez Bankası da güç savaşından bir anlamda mağlup çıktı denilebilir. Tasarıya göre banka artık sadece varlıkları 50 milyar Dolar’ı aşan 35 büyük bankadan sorumlu olacak. Geriye kalan 4900 küçük özel banka ve 850 eyalet güdümlü banka başka kuruluşların sorumluluğunda olacak.  Merkez Bankası  bütün bankaların denetiminin kendisinde kalmasında ısrar ediyordu. Banka yetkilileri, bu şekilde piyasalardan daha iyi bilgi topladıklarını ve tüm ülkenin mali durumunu bu şekilde daha iyi görebildiklerini söylüyordu. Ama bu argümanları yeterli olmadı.

Senato Bankacılık Komisyonu’nun getirdiği bir diğer yenilik de büyük bankalardan alınacak paralarla oluşturulacak 50 milyar Dolar’lık ‘Tasfiye Fonu.’ Bu fon batmak üzere olan bankaların bir an önce tasfiye edilmesi için kullanılacak. Cumhuriyetçiler bu maddeye de karşı. Gerekçeleri ise bu fonun varlığının bankacıları yine eskiden olduğu gibi sorumsuz şekilde davranmaya iteceği.  Demokratlar ise bu iddiayı kayda değer bulmuyor.

2008 öncesinde mali sektör Amerika’nın ulusal karlarının üçte birini oluşturuyordu.  Böylesi büyük bir sektörü yasal denetime almak işte bir o kadar zor ve bir o kadar da zahmetli. Ama Obama’nın reform isteğine hak ve destek veren Temsilciler Meclisi ve Santo üyeleri zoru başarmak üzereler. Reformlarda sonuca ulaşıldığında ve Başkan yasayı imzaladığında Amerikan finans sektörü uzun yıllardan sonra ilk kez reformdan geçirilmiş olacak.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.